Sabah 6 da otobüse giderken cumartesi sabaha kadar eÄŸlenen gençler ancak barlardan çıkıyorlardı. Bu taksi ÅŸoförü de beni yanlış otobüs ÅŸirketine götürdü. Bereket iki ÅŸirket birbirine yakın olduÄŸu için baÅŸka bir taksiyle Transnica ÅŸirketine zamanında vardım. Ticabus’a göre biraz daha basit ama otobüsün koltukları daha rahattı.
Otobüs Terminali
Yanımda elektrikçi Maxiel oturuyor. Otobüsün hemen hepsi Kostarika’da çalışıp tatil için memleketlerine dönen Nikaragualılar. Maxiel’de ailesine kocaman bir televizyon götürüyor. Sınırı bir saatte geçtik. Formaliteler daha azdı ve bavullar bir kere açıldı. Sınırda para deÄŸiÅŸtirmek için bekleyen pek çok kiÅŸi vardı.
Nikaragua deyince Somoza diktatörlüğü ve Sandanistalar geliyor insanın aklına.
18.yy sonlarından itibaren ABD her türlü sosyal demokrat iktidarları değiştirip kendine bağlı iktidarlar oluşturuyor. Amerika'ya karşı savaşan gruplardan birinin başında olan Sandina 1934 şubat ayında görüşmeler için başkanlık sarayına çağrılıyor ve orada kahpece öldürülüyor. Somoza 20 yıl ülkeyi diktatörlükle yönetiyor ve inanılmaz servet ediniyor.
1956 da Lopez Perez -ÅŸair ve gazeteci- garson kılığına girerek bir yemekte Somoza’yı öldürüyor. Onu da orada tarıyorlar. Bu olay Somoza diktatörlüğünün sonunu getiren hareketin baÅŸlangıcı olarak anılıyor. Ancak mücadele daha yıllarca devam ediyor. Somoza’nın çocukları iktidarı devam ettiriyorlar.
1961 de direnişçiler birleÅŸerek Sandinista Milli KurtuluÅŸ Cephesini (FSLN) kuruyorlar. 1972 yılında büyük bir depremde 6000 kiÅŸi ölüyor 600 bin kiÅŸi evsiz kalıyor. Yurt dışından gelen yardımlar halka deÄŸil de Somoza’ların cebine gidince halkın muhalefeti güçleniyor.
1979 da Sadanistalar Somoza’nın kaçması ile iktidarı alıyor. Bu iç savaÅŸta 50 bin kiÅŸi ölüyor 150 bin kiÅŸi de evsiz kalıyor.
Ancak ABD eski Somoza askerlerinin oluÅŸturduÄŸu kontraları destekliyor. 2007 yılına kadar seçimlerle iktidarlar deÄŸiÅŸiyor .Onların yönetiminde toprak reformu yapılmış, okuma yazma oranı %50 den % 87 ye yükselmiÅŸ, çocuk felci engellenmiÅŸ ve çocuk ölümleri üçte bir azaltılmış olmasına raÄŸmen Ortega –Sandinistaların önderi – seçimleri kaybediyor. İç savaÅŸ devam ediyor ve Nikaragua bir türlü ekonomisini düzeltemiyor. Åžu anda Ortega iktidarda ancak benim görüştüğüm insanlar mutsuz. Pek çok Nikaragualı yurt dışında çalışıyor.
Noel Panoları
Managu’ya varıyorum. Yine cevval bir taksici bavuluma yapışıyor. 10 dolar diyor 5 anlaşıyoruz. Ederi 2 dolarmış.:)) Hostele yerleÅŸip dolaÅŸmaya çıktım. Elimde fotoÄŸraf makinasını görenler aman dikkat et, ana caddeden git gibi tavsiyelerde bulundular. Ancak Pazar olduÄŸu için ana caddeler bile tenhaydı. Bolivar caddesine varınca ortalık panayır yerine döndü. Caddenin giriÅŸinde Chavez’ın kocaman bir fotoÄŸrafı ve devamında iki taraflı ÅŸirketlerin noel panoları boy gösteriyor. Her taraf ışıl ışıl. Çoluk çocuk herkes önlerinde fotoÄŸraf çektiriyor, etraf çeÅŸitli satıcılar, müzik çalanlarla dolu. MeÄŸer bugün özel bir dini kutlama günüymüş. Bütün gece de hemen her yerden havai fiÅŸekler atılıyor.
managua sokakları
Otelin terasında hamaklar var. Orada uyukluyorum. İçeriler çok sıcak. TV seyrediyorum ama hiçbir şey anlamıyorum. Sanırım İspanyolcayı kıvıramayacağım. Başını gözünü yarıp derdimi anlatıyorum ama onları anlamam imkansız gibi.
9 ARALIK 2013
Leon noel süsleri
Bu sabah Aracely ile buluÅŸacağım. Hani herkese sordum ya tanıdığınız var mı diye Aracely de bir arkadaşımın tanıdığı birinin kardeÅŸi. Beni Managua’nın kuzeyindeki El Sauce ÅŸehrine davet ettiler. Tabi ki bu daveti ikiletmedim. Sabah 9 da onunla buluÅŸmak üzere 7 de yola çıkıyorum. Leon’da buluÅŸacağız. . Minübüsle 2 dolar vererek 1.5 saat uzaklıkta ki Leon’a geliyorum Leon garajı ana baba günü. Bugün de tatil olduÄŸu için herkes bir yerlere gidiyor. Eski ABD okul otobüsleri de burada minibüslerden daha ucuza yolcu taşıyor.
Aracely
Aracely ile buluÅŸuyoruz. Cıvıl cıvıl bir genç kız. İlk iÅŸ benim bavulu arkadaşım dediÄŸi bir otobüse koyup El Sauce’ye yollamak oluyor. Beni Leon ÅŸehrinde gezdiriyor. Orta Amerikanın en büyük katedrali ve diÄŸer eski kiliseleri geziyoruz. Tatil olduÄŸu için her yer kapalı. Sokaklar, evler Küba Trinidat sokaklarına benziyor. Kolonyal evler ,önlerinde demirler, içeride sallanan sandalyeler. Evlerin önündeki demirler sıcaktan kapıyı açınca içerisini korumak için. ÇoÄŸu pencerenin camı yok. Cam yerine demirler var.
Anne dükkanının önünde
Sebze hali otobüs terminalinin hemen yanında. Minibüsle 1.5 saatte El Sauce’ye varıyoruz. Åžehir tek katlı evler ve geniÅŸ bahçelerle çok geniÅŸ bir alana yayılmış. Motorlu ve bisikletli araçlarla bir yerden bir yere gidiliyor. Bizi bisikletli bir çocuk eve getiriyor. Benim bavul eve gelmiÅŸ bile.
babanın eyerleri sanat eseri
filojes molidos con tostones y queso
Ev içinde bir at, tavuklar, ördekler olan bir avlu, avlunun etrafında mutfak, büyük sallanan sandalyeli bir salon, bir bakkal ve 3 odadan oluÅŸuyor. Avludaki ocakta yemek piÅŸiyor. Anne dükkanı çalıştırıyor. Baba atlar için eyerler yapıyor. Eyerler çok süslü. İki günde bir eyer yapabiliyormuÅŸ. Åžehirde de atlılar dolaşıyor. Evde ayrıca adı Cara elFatima –Gelin – ve Hayro oÄŸlu var. Kocası diÄŸer kardeÅŸiyle birlikte Miami’de marangozluk yapıyor. Cara ve oÄŸlu iki gün sonra yaz tatilinden için iki ay için Miami’ye gidiyorlar. Evin yakınında bir araziye de Cara’lar evlerini yaptırmaya baÅŸlamışlar.
Öğlen kırmızı fasulyeden yapılmış yanında peynir ve platanos kızartmalı yani filojes molidos con tostones y queso yemeği var. Bir de rom ikram ediyorlar. Babanın tam 10 tane oğlu var. Dört kere evlenmiş. Son karısından 4 erkek bir kız çocuğu var. Burada da çocuk aldırmak yasak olduğu için ailelerin Allah ne verdiyse 10 -15 çocukları var.
Aracely ile şehri geziyoruz. Saçımı kestirmek istediğim için kuaföre gidiyoruz. Küçücük bir dükkanda bir yığın kadın saç boyatıyor, fön çektiriyor. Biz vaz geçip eve geliyoruz.
Akşam yemeğinde gallo pinto yemeği var. Gallo horoz demek pinto boya ancak yemek kırmızı fasulye ile pilavın karışmasından oluşuyor. Yanında tavuk, salata, kızarmış platanos.
Yemekten sonra rom içip sohbet ediyoruz. Baba Ortega’ya çok karşı . Ülkenin fakirleÅŸtiÄŸini, iÅŸsizliÄŸin arttığını ve diktatörlük olduÄŸunu söylüyor. Chavez ve Küba’ya da kızıyor. Ama kızmasının esas sebebi sandinistalar kardeÅŸlerini ve babasını öldürmüşler.
10 ARALIK 2013
Sabah erkenden kalkılıyor. Orta Amerika'da güneş hep aynı zamanda doğuyor saat 6 gibi ve aynı zamanda saat 6 gibi batıyor. Herkes haldır haldır yemek hazırlığıda. Akşam ki yemek için bu acele ne diyorum kendi kendime. Yuka kökleri soyulup telle ovuluyor, sonra kaynatılıyor. Bir tarafta et pişiyor. Domuz eti yediğimi öğrenince pek mutlu olup özel yemeklerini ikram etmeye karar veriyorlar. Çok sevdikleri chicheron diye anladığım kadarıyla domuzun ayağındaki yağların kızartılmasıyla oluşan kıkırdak gibi bir yemek yapılıyor. Sonradan bütün bunların sabah kahvaltısı için olduğunu öğreniyorum. Yukalar pişince patatese benzeyen bir tat veriyor. Üzerine parça etler ,yanında salata ile sabah kahvaltımız hazır.
Aracely bugün Managua’ya ABD’den gelecek olan niÅŸanlısını karşılamaya gidiyor. Çok telaÅŸlı. Dünden beri elbise deÄŸiÅŸtirip fikrimizi soruyor. Son derece seksi bir kıyafette karar kılıyoruz. Bir gece Managua’da niÅŸanlısıyla kalıp öyle buraya gelecekler. Gitmeden benim için program yapıyor. Nehirde yüzülecek, gezmeye gidilecek.
Onu geçirdikten sonra Cara ile bu sefer saçlarımı kestirmeye erkek berberine gidiyoruz. Noel yaklaştığı için kuaförler çok kalabalık. Berber çocuk 2 dolara saçımı pek güzel kesiyor. Öğlen yemeğinde sebzeli tavuk çorbası var. Ağzımın tadına göre bir yemek.
Öğleden sonra nehre gitmek üzere hazırlanıyoruz. Yan taraftaki kocaman kamyonet çalıştırılıyor, konu komşu çoluk çocuk kamyonetin arkasına doluşuyoruz. Nehrin bir yerinde havuzumsu bir bölge oluşmuş. Orada yüzüyoruz. Kadınlar elbiseleri ile yüzüyorlar. Hiç birinin mayosu yok. Ben bikinimle kendimi garip hissediyorum. Etrafta başkaları da var. Nehir çok hızlı aktığı için akıntı insanı sürüklüyor. Dala çıka keyif yapıyoruz.
nehirde
Eve geldikten sonra da tepeden şehri seyredeceğimiz bir yere çıkıyoruz. Bütün şehir ağaçların arasında yok olmuş ancak kilise görülebiliyor, bir de uzaktan bir yanardağ.
Dönüşte bir kafede buzlu meyva suları içiyoruz. AkÅŸam yemekte gallo pinto, chichuro,peynir ve tacos var. Yemekten sonra anne ile vedalaşıyoruz. Zira o sabah 5 de dişçi için Leon’a gidecek ben de 7 de Matagalpa için yola çıkacağım.
MATAGALPA NİKARAGUA
11 ARALIK 2013
Sabah 6 da kalkıyorum. Zaten evde bir gürültüler var. Odaların tavaları açık sesler gidiyor birbirine. Anne gitmiÅŸ baba da iki gündür üzerinde olan atleti çıkarıp şık bir kıyafet giymiÅŸ. KomÅŸunun bana hediye olarak yolladığı börekle kahvaltı edip babayla ve bisikletli taşıyıcıyla otobüs garajına gidiyoruz. Baba beni ÅŸoföre emanet ediyor. Burada ‘civcivotobüsü’ diyorlar yani bizim ördek dediÄŸimiz her yerde gördüğü yolcuyu durup alıyor. Ördek sayısı da az buz deÄŸil.
Yolda Matagalpa otobüsü görülünce ona aktarılacağım. Nitekim otobüs durduruluyor ve apar topar aktarılıyorum . Bu arada bavulumu göremiyorum.
Bavul falan diyorum ama kendimi otobüste buluyorum. Yolda kendi kendime söyleniyorum . ‘yahu güvenme bu kadar edepsizlik et bavulun otobüse bindiÄŸini gör ‘diye. Bu otobüs daha şık. Herkes oturuyor ve Tv de müzik kanalı var.
Buradaki Sandansta liderleri
Garajda yine bir açıkgöz gelip 6 dolar istiyor. Artık kazın gözü açıldı.:)) yemiyorum. Şoföre soruyorum yarım dolar diyor. Garajın kapısında bekleyenlerle taksiye binip otelin önünde iniyorum. Adama hovardalık edip 1 dolar veriyorum. Burada paralar pırıl pırıl besbelli yeni basılmış.
öğle yemeği için hoş bir lokanta
Otelim ÅŸehrin merkezinde. Åžehri gezmeye baÅŸlıyorum. Her Latin Amerika ÅŸehrinde olduÄŸu gibi burada da meydan da büyük bir katedral var. Nikaragua da Katolik, Evancelist ve inanılmaz ama gerçek, bir de Yehavo ÅŸahitleri var. Bugün katedral üniversite mezuniyet törenine ayrılmış. İçerisi çok kalabalık. Kahve müzesi olan turizm müdürlüğü binasında ÅŸehrin haritası yok. Nikaragua tarihi üzerine panolar var. Amerikalı bir çiftle tanışıyorum. Daha doÄŸrusu artık ar damarım çatladığı için turist tipi kimi görsem selam veriyorum. Erkek Nikaragua’da bir çiftlikte çalışıyormuÅŸ. İspanyolcası iyi olduÄŸu için buraya gelme sebebim olan yarın gideceÄŸim turun detaylarını öğrenmesini rica ediyorum.
Bir kiliseye giriyorum. Çocuklarla bir şeyler yapılıyor. Sanırım yaramazlık eden çocuklar günah çıkarmaya gönderiliyor. Rahiple konuşurken ağlıyorlar. Kabus gibi geliyor bana.
Matagalpa kahve üretimi ve 1976 da öldürülen Sandinista liderlerinden Carlos Fonseca’nın doÄŸum yeri olmasıyla tanınıyor. Fakir bir ailenin çocuÄŸu olan Fonseca’nın küçük evi müze haline getirilmiÅŸ. Orada da panolarla hem onun hayatı hem de Sandinistaların mücadelesi anlatılıyor. Bu bölge hep Ortega!ya oy vermiÅŸ. OlaÄŸanüstü güvenli ve keyifli bir ÅŸehir.
Fonseca müzesi
Ara sokaklarda gezerken promujares(kadınlar için) yazan bir bina görünce bekçiyi ikna ederek hemen içeri dalıyorum. Burası özel kadınlara kredi veren ,basit sağlık taramalarını yapan bir yer. www.promujeres.org sitesine girerek daha fazla bilgi edinebilir ve bağış yapabilirsiniz.
Sonra tepelere tırmanıyorum. Şehir inişli çıkışlı kurulmuş ve denizden 600 m yukarıda olduğu için havası çok güzel.
Akşam süslenerek yani ruj sürerek balkonlu bir yerde yemeğe gidiyorum. Yanıma oturan hukuk öğrencisiyle sohbet ediyorum. Burada kendimi güvende hissettiğim için bir de bara gidiyorum. Genellikle geceleri dışarı çıkmadığım için bu özel bir durum. Mutlu oluyorum çok.
Otelde Mat diye Amerikalı bir çocukla tanışıyorum yarın tura gideceğim gel istersen diyorum. Yalnız gitmektense yanımda biri olması iyidir diye düşünüyorum tamam diyorsa da sabah ortalıkta görünmüyor.
12 ARALIK 2013
Sabah erkenden kalkıyorum .zaten geç kalkma ihtimali yok zira kilise çanları, sabaha karşı atılan havai fişekler uyumana imkan vermiyor. Bir taksiye atlayıp San Ramon taksi durağına gidiyorum. Oradan San Ramon kasabasına. UCA diye kahve üreticilerinin bir kooperatifi var. Onların düzenlediği kahve turuna katılacağım. Daniel rehberim ve benden başka turda kimse yok. Yani özel bir tur. 17 dolar. Daniel oradaki La pita köyünde yaşıyor. Turizm okumuş. Annesi öğretmen, babası çiftçi iki kardeşi daha var. Köyde 25 aile yaşıyor. Daniel yol boyunca bana ağaçların hikayelerini anlatıyor. İlki çıplak Kızılderili. Diğeri malinça düğün ağacı. Evlilik gibi çok güzel çiçekleri var ama aynı zamanda kavgaları sembolize eden siyah tohumlar. Diğeri Wasimo doktor ağacı. İshal olunca meyvasını yersen kıçını kapatıyor yani ishali iyileştiriyor. Birbirine sarılmış iki ağacın adı da aşkın öldürmesi. Sıkıca sarılan ağaç öbür ağacı öldürüyor.
Kahve ağaçlarına son zamanlarda bir mantar dadanmış. Yapraklarını yiyor ki o yapraklar kahveleri güneş ve yağmurdan koruyor. Kahve ağaçları üç senede meyve veriyor ve onlara siyah altın diyorlar. Bir ağaç yılda 2 kg kahve veriyor. Ancak bu mantardan dolayı köylüler kahve dışında başka alanlara kaymaya çalışıyorlar.
Seyva ağaçı diye bir ağaç olağanüstü güzellikte. Daniel onun noel ağacı olduğunu söylüyor ve ağaç bize köye hoş geldiniz diyor.
Etrafta çeşitli kuşlar görüyoruz. Belbird vantrilog gibi nerede öttüğü belli olmuyor. Quetzal Guetamalanın kutsal kuşu. Ayrıca bağıran maymunlar var. Eskiden insanlar bu hayvanları nişan almak için kullanırlarmış. Onlarda dağlara kaçmışlar. Birbirleriyle bağırarak haberleşiyorlar. Sabah karşılaştıklarında bağırıyorlar ve diyorlar ki burada yemek yok başka yere gidin.
Bu küçük köylerde ilk okullar var. Mavi ve beyaz boyalı. Nikaragua bayrağının renkleri. Lise için San Ramon kasabasına gidiyorlar.
Kahve toplamak özel bir iş. Taneleri kökünden koparmamak gerekiyor. Günde 45 kilo kadar toplanabiliyor. Sörko sıra demekmiş. Bir sırayı bitiren toplayıcı çeşitli şekillerde patronu çağırıyor ve diğer bir sırayı toplamak istediğini belirtiyor. Islıkla ,dille , ellerini birleştirerek sesler çıkarıyor. Bu fasıl biraz turistik.
Toplanan kahvelerin 2 kabuğu var. Birinci kabuk makineler vasıtasıyla çıkarılıyor, ve organik gübre haline getirilip kullanılıyor. 24 saat kurutuluyor. Ve sonra yıkanıyor ve oluklardan akıtılıyor. Kaliteli olanlar ağır oluyor ve en altta kalıyor. Ağırlığına göre ikinci üçüncü kaliteler oluşuyor. Kabuklar, böcekli kahve ve en kalitesiz yerlerinden de instant kahve yapılıyor. Daniel dalga geçiyor. Ayıklama tesislerinde kalan toprak ve kabukları göstererek ne görüyorsun diyor. İnstant kahve. Ben zaten içmem de içenleri de uyarmış olayım.
Daha sonra kahveler Matagalpa’ya gidiyor. Orada da 7 gün daha kurutuluyor. Ve 2 kabukları ayıklanıyor.
Daniel kavurmanın da çok önemli olduÄŸunu söylüyor. Nitekim Matagalpa’da Meriç için çekilmemiÅŸ kahve ararken görüyorum. En az altı deÄŸiÅŸik ÅŸekilde kavrulmuÅŸ kahve var.
Daniel beni evine götürüyor. İnanılmaz basit şartlarda yaşıyorlar.. Bahçeden muz ve Hindistan cevizi ikram ediyor. Daha sonra başka bir evde öğlen yemeği yiyoruz. Orada da kakao ,kırmızı fasulye , kahve ve mısır kurutuyorlar.
Tur dönüşü benim oğlanı görüyorum. Akşam çok gürültü olduğu için kulak tıkaçlarını takmış ve çalar saati duymamış.
Otelde birileri nerelisin diyorlar Türkiye deyince benim karım İranlı Türkçe biliyor diyen Amerikalı bir adamla tanışıyorum. Alan. 1972 yılında karısıyla bu şehirde tanışmış. Karısı Iran'dan kaçıp buraya gelmiş. Şimdi Amerika da yaşıyorlar ve Bahai mezhebini yaymak için çalışıyorlar. Çok efendi biri Alan. Akşam birlikte yemeğe çıkıyoruz bana bol bol propaganda yapıyor. İran'da Bahaileri hapse atıyor hatta öldürüyorlarmış. Bahiyulah 1817-1892 yıllarında yaşamış anladığım kadarıyla islamiyeti biraz reform etmiş ayrıca Hindu ve Budizmi de dinlere ekleyerek herkesin eşit olduğunu savunan biri.. Sayıları çok olmasa da dünyanın çok değişik yerlerinde varlar. Matagalpa'da da 50 kişi kadar varmış. Alan da onlarla toplantı yapmaya gelmiş.
GRANADA
13 ARALIK 2013
Sabah Alan ‘la kahvaltı ediyoruz. Ben 9 daki Managua otobüsüne yetiÅŸmek istiyorum. Acele iÅŸe ÅŸeytan karışır derler ya çok doÄŸru. Telefonumu lokantada unuttuÄŸumu garaja gidince fark ediyorum. Atlayıp dönüyorum ama ne fayda telefon gitmiÅŸ. Tam da yeni kart taktırmıştım. Ama bu tür yolculuklar bana böyle ÅŸeylere üzülmemeyi öğretti. 50-60 liralık bir kayıp. Eskiden olsa ben salaklığıma çok sinirlenir, çok dert ederdim. Bereket direk otobüsü yakalıyorum yani yoldan ördek toplamayan ve de TVsinde komik bir film olan. Filmi izleyip moralimi düzeltiyorum. Bu direkt otobüs günde iki kere bir 9:20 diÄŸeri 14:30.
Managua’ya 2 saatlik yolculuk için 3 dolar verdiÄŸim halde ÅŸehrin baÅŸka bir garajına gitmek için 4 dolar veriyorum. Managua’dan Çıktıktan sonra etraf çok modernleÅŸiyor. Granada 45 dakikalık bir yol ama yolda bol miktarda inip binecek ördek var. Granada Nikaraguanın en turistik yerlerinden biri. Burada Airbnbden bulduÄŸum bir kızın evinde kalacağım. Otelden biraz daha pahalı ama en azından bana yol yordam öğretecek ve ayrıca bir evde kalacağım .
Adresten evi kolayca buluyorum. Daina’nın erkek arkadaşı Manuel beni karşılıyor. Evin yüksek tavanlı bir salonu, açık mutfağı, iki odası bir de bahçesi var. Daina Letonyalı bir kadın. Ailesi Amerikadaymış. O burada çeÅŸitli seramik eÅŸyalar yapıp Masaya’daki artizan pazarına götürüyormuÅŸ.
Granada’nın takma adı ‘büyük sultan’ ve Nikaragua’nın İspanyollarca kurulan en eski ÅŸehri. Bir tarafında Nikaragua gölü, diÄŸer yanında Mombacho yanardağıyla, geniÅŸ caddeleri, renk renk boyalı kolonyal evleri ve gece hayatıyla turistleri çeken keyifli bir ÅŸehir.
Leon daha çok emekçilerin şehri iken burası orta ve yukarı sınıfın bulunduğu bir bölge. Sandanistalar buradan da oy alıyorlar. Özellikle civardaki küçük fakir köylerden. Burada dört beş gün kalmak istiyorum. Zira etrafta yapacak çok şey var.
Kanada ve Amerikalılar buradan ev almaya başladıkları için fiyatlar çok artmış. Çok güzel kafeler ,renk renk boyalı evler. Yılbaşından dolayı bütün evlerde ışıklı ağaçlar var. Gece kapılardan içeri bakıp ışık ışık noel ağaçlarını, sallanan sandalyeli, antika eşyalı evleri seyretmek çok hoşuma gidiyor. Bütün orta Amerika şehirlerinde olduğu gibi şehir meydanında büyük bir park ve katedral var.
Bir taksiye atlayıp markete gidiyorum ve kahvaltı için yumurta, peynir ,domates alıyorum.
Daina akşam meydanda konser var diyor. Akşam 8 den sonra gelirsen taksiye bin diyor. Her yer ışıl ışıl. Konserin orada lüks bir otel var. Orada oturup bir kadeh şarap ve lazanya söylüyorum. Şarap bir derece ama lazanya yenemeyecek kadar kötü. Kötü bir salçaya bulamışlar. Ve gelen hesap da çok yüksek. Hamama giren terler diyorum.
kilisede ne olduğunu anlayamadığım bir tören
Yan masadan bana laf atıyorlar Amerikalımısınız diye. Hayır Türküm deyince akraba çıkıyoruz.:)) Biri general elektrikten, öbürü ordudan emekli. İkisi de Türkiye’ye incirlik üssüne gelmiÅŸler. Buralarda pek kimse Türkiye nerededir bilmiyorken Nikaragua’da da akrabalık böyle oluyor. Adamlar misyoner. Buradaki çocuklara yılbaşı için ÅŸeker, hediye falan getirmiÅŸler. Kiralık arabaları var. Yarın için Masaya volkanına gideceklermiÅŸ. İstersen gel dediler. Acaba beni de Katolik mi yapmak istiyorlar diye düşündüm. İşleri biraz zor. Burada benim yaşımda olan herkes dini bir faaliyet içinde olduÄŸuna karar verdim. Tabi ki tahmin edeceÄŸiniz gibi bu daveti de kabul ettim.
14 Kasım 2013
Sabah onların otelinde buluşuyoruz. Hendri ve 9 yaşındaki kızı Çarlin de bizimle gelecekler. Hendri bizim misyonerlerin buradaki bağlantısı olan Protestan rahip, aynı zamanda deri kemerler yapıyormuş. Devlet bizde olduğu gibi din adamlarına maaş vermediği için buradakiler geçimlerini sağlamak için çalışmak zorundalar. Bu misyonerler çok verici ve çok iyi insanlar ama devamlı dini propaganda yapmaları insanı bayıyor.
çarlin masayada
Önce Masaya yanardağına gidiyoruz.
Dibine kadar arabayla gidiliyor. Ve tepeden bakınca yanardağın ateÅŸini görmek mümkünmüş. Ancak bugün dumanlar çıkıyor. Ve ateÅŸi görmek mümkün deÄŸil. Ayrıca tepeye çıkan bir yol da kapatılmış. Nedeni Guetamala ve Honduras’taki pek çok yanardaÄŸda hareket varmış. Burası da ne olur olmaz diye tepeye tırmanmayı yasaklamış. Arabaları da bir patlama olursa kolay kaçalım diye yola dönük park ettiriyorlar. Nikaraguada 64 tane yanardaÄŸ var. Ülke alanının 130bin km2 kare olduÄŸunu düşünürseniz 2 bin kmye bir yanardaÄŸ düşüyor.
Oradan bir tepeye çıkıyoruz. Coyotepe. Coyotepe 1893 yılında yapılmış etrafı surlarla çevrili bir kale. Amerikaya direnen halk kahramanı Zeledon 1912 yılında burada saklanmış. Daha sonra Somoza’nın en önemli hapishanesi haline dönüşüyor.
Coyotepe zindanı
Hapishane demek doğru değil işkence hanesi demek daha doğru. Yer altına kazılmış bir kısmı hiç güneş görmeyen bir kısmı çok az güneş gören çok küçük alanlara yüzlerce insanın tıkıldığı, işkence gördüğü, ölenlerin biraz ilerideki volkana atılıp yok edildiği bir zindan. Tüylerim diken diken geziyorum.
Apoya gölü
Oradan Apoyo gölünün kenarındaki bir otel ve restoranına gidiyoruz. Cennet burası diyebilirim. Her tarafta tropik bitkiler, papağanlar, kurbağalar , kuşlar, kocaman kelebekler. Bir şey atıştırırken yağmurun geldiğini görüyoruz. 15 dakika içinde yavaş yavaş geliyor, ortalığı uçuruyor ve gidiyor. Güzelliği anlatacak kelime bulamıyorum. Arkada dağlar kayboluyor, her tarafı bulutlar sarıyor sonra tekrar dağlar görünür oluyor ve bulutlar gidiyor.
Hükümet bu pinyataları halka dağıtıyormuş
Granada’ya dönünce beni otelin havuzuna davet ediyorlar. İnanmayacaksınız ama kabul etmiyorum. Bu kadarı da fazla diyorum. Ama akÅŸam bir kadeh ÅŸarap davetlerine hayır demiyorum.
Katoliklerde Fatima diye kutsal biri varmış. Yalnızca ormanda üç tane çocuÄŸa görünüyormuÅŸ. Bir gün onlar Fatima’ya kimse bize inanmıyor herkese görün demiÅŸler ve o da yaÄŸmurlu bir günde bulutları dağıtmış ve güneÅŸ bir o yana bir bu yana dans etmiÅŸ ve onu 70 bin kiÅŸi görmüş. Böylece Fatima mucizesini göstermiÅŸ. Bunu bizim misyonerlerden Fatma için öğreniyorumJ) kiliselerde Fatima heykelleri de var. Kızıma öyle bir isim koymuÅŸum ki her dinde kutsal.!
Burada herkes inanılmaz derecede dindar. Yemek masasını üzerinde İsa’nın fotoÄŸrafı olabilir. Her yerde İsa seni koruyor vb sloganlar yazılı.
Bugün yolda Gilbert ve İsaac ile (misyoner arkadaşlarım) Guantanamo cezaevini tartıştık. Önce onlar savaş esiri dediler ama sonunda yargılanmaları gerektiğinde ve haklarında delil yoksa serbest bırakılmaları gerektiğinde anlaştık. Ancak bunu kabul etmek onlara zor geldi ve bana uzun uzun nasıl Amerikadaki yargı sisteminin adil olduğunu anlatmaya çalıştılar.
Eve gidip kendime güzel bir omlet yapıyorum ve aldığım şarabı ev sahiplerimle paylaşıyorum. Daha sonra otellerine gidince onları havuzda buluyorum. Havuz olağanüstü büyük, güzel ve dolunay gökyüzünde. Yarın ki yüzme davetini kabul ediyorum.
Akşam otelde oturup sohbet ediyoruz. Hayata dair, insanlara dair. İkisi de çok duygusallar. İsaac bana dikkatli olmalısın diyor. Yalnız geziyorsun ve üç adamla gezmeyi kabul ettin. Çok duygusal bir an yaşıyoruz. Ben de onlara benim yaşımın artık insanları tanıyacak kadar fazla olduğunu söylüyorum. Her ne kadar yanıldığım çok olduysa da esas olarak insanlara güvenmenin önemli olduğunu söylüyorum. Onlar da benim yaşımdalar. Çocuklarını, eşlerini anlatıyorlar çok duygusal bir gece geçiriyoruz. Sokaklar, barlar ve lokantalar insanlarla dolu. Gilbert beni eve geçiriyor.
15 ARALIK 2013
Burada sabahın köründe bir evden çok yüksek müzik sesi ya da bir satıcının soğan, muz diye bağırması duyulabilir. Hayat sabah erken başlıyor. Günler uzayıp kısalmıyor.
gölde pazar duası
Sabah bisiklet kiralayıp Nikaragua gölünün kenarına gidiyorum. Çok keyifli bir yol. Bugün Pazar olduğu için otobüslerle gelmişler. Küçük gruplar halinde dini ayin yapıyorlar. Hatta denizde bile ayin yapan var. Anladığım kadar insanları kiliseye bağlamak için onların hoşuna gidecek her şey yapılıyo r. Ayrıca göl kıyısında çeşitli kuşlar var. Bir de Las İslatas yani adalara tur yapan tekneler de buradan kalkıyor. 350 tane ada Granadanın dibindeki Mombacho yanardağının 10 bin önce patlamasıyla meydana gelmişler. Eskiden balıkçıların oturduğu bu adalarda şimdi zenginlerin malikaneleri var. Bisikletle gezdikçe Granadayı daha da seviyorum her köşesinde güzel bir şey çıkıyor.
Katedraldeki ayini izliyorum. Genç bir rahip günah çıkarmak için geliyor. İnsanlar da sıra bekliyorlar.
Oradan çarşıya gidiyorum. Pazar olduğu için mi bilmem ana baba günü. Ivır kıvır ne ararsan var. Kemeraltının bir benzeri. Yolda yürümek mümkün değil.
İspanyolca ders veren bir şirkete uğruyorum ve aklıma yatıyor. Bir hafta 20 saat İspanyolca dersi 100 dolar. Kostarika dönüşü yapabilirim. Bakalım hayat ne gösterecek.
Öğlen bizim akrabaların (!) bir kilisede partisi var. Oraya gidiyorum. kilisenin içinde vaftiz töreni var. Arka taraftaki parti mekanında inanılmaz hummalı bir çalışma var.
Kilisienin arkasında salona balonlar, pinyatalar (içine şeker konan kedi, ayı gibi figürler) asılıyor,bir yandan karavanalarda yemekler pişiyor,pepsiler buzlarla beraber bir kasanın içine boşaltılıyor, kapının önünde dört kişilik bir ekip müzik yerine gürültü yapıyor.
pinyata ve çocuklar
Biraz sonra kapılar açılıyor ve çoluk çocuk bir yığın kalabalık doluyor. Gençler programı yönetiyorlar. Çocuklara çeşitli oyunlar oynatıyorlar. En önemli oyun pinyataya vurmak. Çocukların gözleri bağlanıyor. Önce çalan kötü müzikle dans etmeleri sonra da yukarı çekilip aşağıya indirilen pinyataya vurmayı becermeleri lazım. Pinyata parçalanınca içinde şekerler etraf saçılıyor. İşte o zaman kıyamet kopuyor. Herkes birbirinin üzerine atlayıp şeker kapmaya çalışıyor. Tabi ki küçüklerin o kargaşada şeker alması mümkün değil. Kilisenin rahibi kısa bir konuşmayla çocuklara dua ettiriyor. Sanki din için resmen rüşvet veriliyor. Ancak insanlar o kadar yoksul ki bu verilen parti onlara çok iyi geliyor. Anneler de çocuklarıyla birlikte eğleniyorlar.
Yemekler önceden paketleniyor. Tavuk, pilav ekmek. Parti bitişi herkese bir yemek, çocuklara da oyuncak ve şeker olan torbalar veriliyor.
Önce palyaço sonra şarkıcı
Sabah gezerken bir gemi görmüş ve öğleden sonra gölde gezi yapacağını öğrenmiştim. Bugün Pazar kalabalık ve neşeli olur diye parti sonrası gemiye atlıyorum. Meğerse bu gemi yalnızca Pazar günleri çalışıyormuş. Benden başka da turist yok. Gemide palyaçolar komiklik yapıyorlar ve orada da pinyata şenliği yapılıyor. Tek rahatsız edici şey müzik; hem kötü hem çok yüksek. Gemi göldeki adalara gidiyor. Las İslas .Gerçekten çok keyifli bir gezi. İrili ufaklı bir yığın ada ve çeşit çeşit kuşlar. Üzerinde kale olan San Pablo adasında 20 dakika mola veriyor. Dönüşte bizim palyaçolardan biri ışıltılı kıyafetlerle huysuz virgin türü espriler yapıp şarkı söylüyor. Çoluk çocuk eğleniyoruz.
adalardan görüntü
16 ARALIK 2013
Sabah yine bisiklet kiralayıp göl kıyısına gidiyorum. Etrafta kimseler yok. Şehirde turluyorum. Kostarika otobüs biletimi nereden alırım nasıl giderim onu araştırıyorum. Öğlen Gilbert, İsaac ve Hendri ile buluşuyoruz. Hendrinin köyünde büyük bir parti var. 750-800 kişilik ona gideceğiz. Değişik köylerden gelen anne ve çocuklar için otobüsler kiralanmış. 6 otobüs ve köyün çocukları. Parti bir okulun bahçesinde yapılıyor. Meydanda bir orkestra müzik çalıyor. Hendrinin kızı Çarlin bir grupla dans ediyor. İki tane pinyata oyunu oynanıyor. Bu sefer pinyata dağılırken biz de şekerleri havaya atalım insanlar üst üste çıkmasın diyoruz. Gerçekten faydası oluyor. Daha sonra çocuklara şeker ve oyuncak verme faslı başlıyor. İnanılmaz bir kargaşa. Zar zor sıraya sokuluyorlar.
Ellerinde davetiyeler var. Davetiyesini veren gelip oyuncak ve şeker torbasını alıyor. Bu iş 3 saat kadar sürüyor. Burası hem öbür parti kadar organize olmadığı için hem de çok kalabalık olduğu için insanlar bir de yemek kuyruğunda bekliyorlar. Gece kararıncaya kadar bu işler devam ediyor.
Gilbert 10 senedir buraya gelip bu partileri organize ediyormuÅŸ. Hava kuvvetlerinde askermiÅŸ. Uykuları düzgün olmadığı için tedavi görüyormuÅŸ. Ortegayı ve buradaki insanları çok seviyor. Bu köyden 5 çocuÄŸu üniversite okutmuÅŸlar. Bilgisayar , finans okuyan öğrencilerle çatapat sohbet ediyoruz. Nerede nasıl iÅŸ bulacaklar belli deÄŸil. İsaac ilk defa geliyor. Gilbert’i çok duygusal olduÄŸu ve onların her istediÄŸine evet dediÄŸi için eleÅŸtiriyor. İkisi de aynı kiliseye gidiyorlarmış. Karısının doÄŸurup evlatlık olarak verdiÄŸi kızı 24 yaşında bunları buluyor. Anladığım kadarıyla biraz problemli. İsaac bana onu anlatıyor. Bu iki günün sonunda gerçek akraba gibi oluyoruz. Onlar da erkek oldukları için benden çok kendileri ile ilgili ÅŸeyleri konuÅŸuyoruz. Birinin ailesini ve prolemlerini ,öbürünün burada yaptığı iÅŸlerini .
AkÅŸam 7 gibi Granada’ya dönüyoruz. Bana beraber yemek yiyelim diyorlar bu gece ayrılacağız. Ben teÅŸekkür ediyorum sonra onlara çektiÄŸim fotoÄŸrafları getiririm deyip ayrılıyorum.
El camillo yani adı deve olan bir lokantadan bahsetmiÅŸlerdi. Oraya gidiyorum. Sahibi Kanadalı bir çocuk. Ailesi de buraya yakın bir yere yerleÅŸmiÅŸ. Falafel, köfte, humus babaganuÅŸ gibi bizim o tarafların yemekleri var. Yemekte Marteen adında Hollandalı bir adamla tanışıyorum. Kendisi kaptan yıllarca bu bölgede özel yelkenlilerde kaptanlık yapmış, artık sıkıldığı için yazları Amsterdamdaki büyük teknelerde çalışıyor,kışın da geziyormuÅŸ. 15 gün Kostarika’da bir arkadaşının yanında kalmış, ÅŸimdi de Granda da İspanyolca dersi alıp memleketin dönecekmiÅŸ. Bana San Blas adalarında yaÅŸayan Kuna’larla ilgili bir yığın detay bilgi veriyor. O adaların orada 6 ay kadar kalmış.
Kuna’lar özerk olmadan önce büyük bir isyan baÅŸlatmışlar ve bölgedeki bütün polis ve askerleri öldürmüşler. Ayrıca kendi kabilelerinden evlenmeyenleri içlerine almıyorlarmış. Benim de dikkatimi çeken Nazi iÅŸaretine benzeyen bir de iÅŸaretleri vardı. Bu biraz kafatasçılık olmuyor mu diyorum. O da ancak böyle geleneklerini ve kendilerini koruya biliyorlar diyor.
Yemek sonrası akrabalara uğrayıp fotoğrafları veriyorum, vedalaşıyoruz ve Gilbert beni yine eve geçiriyor.
bendeniz cennet kuÅŸu havalarda:))
Bugün canopy diye bir ÅŸey var onu yapacağım. AÄŸaçtan aÄŸaca tel çekiyorlar ve sen o telden aÅŸağıya kayıyorsun. Her durakta iskeleler var. Turizm acentasından 5 kiÅŸilik bir Amerikalı aile ve ben ormana gidiyoruz. A ilenin annesi ve babası Nikaragua doÄŸumluymuÅŸlar ve 7 yaÅŸlarında ABD’ye göçmüşler. Ekipmanlarımızı alıp arabayla yukarı çıkıyoruz. Burası bir kahve plantasyonu. Åžirket buranın sahibi doktordan aÄŸaçları kiralamış. Biz keyif yaparken işçiler bir taraftan kahve topluyor. Kahve aÄŸaçlarının yanında inanılmaz yüksek aÄŸaçlar da var. İşte onlar canopy için kullanılmış. Çok eÄŸlenceli ve keyifli .
Dönüşte yakındaki Masaya kasabasına gidiyorum. Burası el iÅŸleriyle meÅŸhur bir kasaba. Önce turistik olan artisana çarşısını geziyorum. Çok güzel renk renk iÅŸler var. Dayanamayıp Leyla ile bana benzer elbiseler alıyorum. Yazın Foça’da birlikte giyeriz diyeJ)
Meydandan göl kenarına yürüyorum. Masaya gölünden Masaya yanardağını görebiliyorsunuz. Bütün evlerde hamaklar ya pılıyor ve önünde satılıyor . Halkın gittiği çarşıya yürüyorum. İnanılmaz kalabalık. Çeşit çeşit satıcılar, ayakkabı dükkanları, kıyafet satanlar ve de ileride otobüs durakları. Bir kargaşa gırla gidiyor. Amarikadan gelen otobüslerin üzerindeki yazılar bile duruyor,radyolarda da 60-70 lerin Amerikan müzikleri çalıyor. 16 km lik mesafeyi 1 saatte alıp Granadaya dönüyorum.
Akşam yemek için meydandaki bir restoranı gözüme kestirmiştim. O da ne Marteen orada değil mi? Granda da dünya gibi küçük.
OMETEPE
18 ARALIK 2013
Ometepe’ye gitmek için Rivas’a gideceÄŸim. Manuel her saat başı otobüs var diyor. 10 otobüsüne yetiÅŸiyorum.MeÄŸer otobüs 11:30 daymış. Bavulumu bırakamadığım için 1,5 saat otobüsün içinde bekliyorum. Otobüs tam saatinde kalkıyor. Bu da eski okul otobüsü. Neredeyse 10 metrede bir duruyor. Birilerini indirip, bindiriyor. Granada çıkışında çok büyük ve süslü mezarlar olan mezarlıktan geçiyoruz.
Rivas tan taksiyle Ometepe feribotunun olduğu yere geliyorum bavulum çok ağır. Tekerlekli ama yine çok ağır. Ne kadar çok lüzumsuz şey getirmişim. Feribota iki kişilik bisikleteriyle gelen Fransız bir çift var. Dört ayda Orta Amerikayı bisikletle geçeceklermiş.
iki kişilik bisikletli Fransız çift
Ometepe Nikaragua gölünün ortasında bir ada ama sanki iki adanın birleşmesinden meydana gelmiş gibi. İki volkan nehirle bölünmüş iki toprak parçasının üzerinde.
Feribottan inip otobüse biniyorum. GideceÄŸim yer adanın diÄŸer ucu. Otobüs dura kalka hospadaje Buena Vista’ya yani manzaralı otelin önünde beni bırakıyor. Yorguluktan ölüyorum ama gördüğüm manzara beni çok mutlu ediyor. Otel gölün kıyısında. Dalgaların sesi,rüzgar, çiçekler ve aÄŸaçlar içindeki bahçe. Üstüne üstlük odamın da penceresi dışarıya bakıyor. Burada evler hep avluya baktığı için odaların pencereleri de avluya bakıyor ve odalar karanlık oluyor. Yan taraftaki otelde hem pahalı hem de kötü bir balık çorbası içiyorum.
Dönüşte güzel giyimli bir grup insana rastlıyorum. Nereye gidiyorsunuz diye soruyorum. Adada bir müzik festivali olacak gibi bir söylenti duymuştum. Bir şeyler söylüyorlar anlamıyorum. Müzik var mı evet diyorlar. Bu durumda el mahkum peşlerine düşüyorum. Ortalıkta ışık yok onların el fenerleri ile gidiyoruz. Yol boyunca her tarafta ateş böcekleri uçuşuyor.
Ortada isa ve meryemin heykellerinin ışıklarla süslendiği bir meydandaki kalabalığa giriyoruz. Evet müzik var ama dini müzik. 7-8 kişilik bir koro,akordeon ve gitar eşliğinde şarkılar söylüyor, dualar okuyorlar. İyi güzel de ben yorgunum. Dini müzik ve dua dinlemek istemiyorum. Otele döneyim diyorum ama yollar çok karanlık cesaret edemiyorum. Beraber geldiğim insanlar bir saat sonra döneriz diyorlar. Mecburen onları bekliyorum.
19 ARALIK 2013
Bugün bu güzel yerde tembellik yapacağım.
Diye yazdım ama tam tembellik yapamadım. Burada tanıştığım bir çift hadi bisiklet kiralayıp yakında mağara döneminde kalma taşlara çizilmiş resimler var; onları görmeye gidelim diyorlar.
Yol boyu gölün kenarında çiçekler, elim büyüklüğünde kelebekler, çeÅŸitli kuÅŸlar, kertenkeleler maymunlar etrafımızda dolanıyor. Gerçekten çok keyifli. Yol biraz iniÅŸli çıkışlı ama idare ediyorum. TaÅŸları gördükten sonra yakında bir de ekolojik bir kahve plantasyonu varmış ona gidelim diyorlar. Eh ne yapalım yarı yoldan dönenin kaşığı kırılsın. Ancak burası o kadar da yakın olmadığı gibi yol iniÅŸli çıkışlı. İniÅŸler keyifli de çıkışlar çok zorluyor insanı. Bolivya’da yapamadığım bir bisiklet iniÅŸi vardı. Åžimdi ona benzer bir ÅŸeyi yapıyorum. Hele ekolojik çiftliÄŸin dönüş yolu asfalt deÄŸil koca koca taÅŸlarla doluydu. Oradan iniÅŸ ömre bedel oldu. Bisikleti durdurup yürümeÄŸi beceremedim. YokuÅŸ aÅŸağı kalbim ata ata saÄŸ saÄŸlim indim.
maymun
Ekolojik çiftlikte yurt dışından gelen öğrencilere ders veriliyormuş. Yatakhaneler çok basit. Evliler için tek odalar var. Ama etraf çok güzel. Çiftliği gezip bir şeyler içip dönüş yoluna geçiyoruz.
Yan taraftaki küçük yerel bir lokanta güzel bir balık yiyorum.
Burasını dinlenme yerim ilan ettim. Taş taşıdın da mı yoruldun diyeceksiniz. Taş taşımaktan değil de habire bir yerden bir yere gitmekten yoruldum.
20 ARALIK 2013
Bugün de biraz tembellik biraz bisiklet gezisi yapıyorum. Yakında bir kasaba var oraya gidiyorum. Benim kaldığım yer göl kenarı . bu civarda oteller, iki tane lokanta ve evlerinin önünü dükkan yapmış bir iki küçük mekan var. Kasaba da öğlen yemeğimi yiyorum. Çorba arıyorum ama bulamıyorum.
Bu kasabaya giriş yolunun ortasına yapma çiçekler koymuşlar. Her yerde kendiliğinden çiçek biten bir ortamda hangi akla hizmetse.
Oradan suyun gözleri- ojos de agua- denen bir yere gidiyorum. Bir başka cennet burası. Nehrin bir kısmında suyu toplamışlar ve havuz haline getirmişler. Etrafta pek çok turist var.
Ojos de Agua
Bir kafeterya ,hediyelik eşya satan stantlar var. Havuz pırıl pırıl. Dere devamlı akıyor ve suyu temizliyor.
Akşam göl kenarından yürüyüp yakındaki bir lokantada yemek yiyorum. Sonra oteli önünde ayın doğuşunu izliyorum. Neredeyse bir hafta oldu ay hala doğru dürüst küçülmedi ve de hep aynı zamanda doğuyor. Bunun teknik sebebi var mıdır? Benim hiçbir itirazım yok ama anlamakta zorlanıyorum. Kutup yıldızı da yukarıda değil ufka yakın bir yerde görünüyor.
21 ARALIK 2013
Yarın sabah erkenden Kostarika’ya otobüs biletim var. Bugün feribotun kalkacağı kasabaya gidip gece orada kalacağım yarın sabah da erken feribotla Rivas!a geçip otobüse yetiÅŸeceÄŸim. Göl kenarından ayrılmak istemediÄŸim için bu programı yaptım. Bakalım tutacak mı?
21-22 ARALIK 2013
Öğleden sonra geminin kalktığı ve adanın ana merkezi olan Moyogalpa’ya geliyorum. Burada da çok fazla turist var. Hatta sanki Nikaragualılardan bile çoklar!!
OMETEPE GÜN BATIMI
Benim yer bulduğum otelin sahipleri Kanadalı genç bir çift. Hükümet yabancıların mal mülk edinmelerini, iş yeri açmalarını destekliyormuş. Ayrıca sandinastaların halka yardım ederek oy topladığını söyledi. Kiminin evinin damını onarıyorlarmış, kimine oy vermesi için para veriyorlarmış. Her yerde aynı laflar var.
FERİBOT
Oy veren insanları salak yerine koyan küçümseyen bir zihniyet. İnsanlar genellikle şu ya da bu çıkarları için oy veriyorlar. Bu da çok normal bence.
BANA KARGI SAPLARINDAN HEDİYE YAPTILAR
Burası tam bir parti şehri. Gece geç vakitlere kadar müzik sesi bitmiyor. Biraz dolaşıyorum. Gün batımını parktan izliyorum. Burasının gün batımı çok meşhurmuş ama bence en güzel gün batımı FoçadaJ
Yarın sabah otobüsüm 9:30 da . Pazar olduğu için gemiler seyrekmiş. İlki 6 da diğeri 9 da. Mecburen 6 daki gemiyle gitmeliyim. Sabah için bir motorsiklet taksi ayarlıyorum.
AkÅŸam yemek yediÄŸim yerde Amerikalı bir adam yanıma geliyor. Dört senedir burada yaşıyormuÅŸ. Hafif kafayı yemiÅŸ gibi. Simi valley de uzun yıllar çalıştıktan sonra sakinliÄŸe geldim dedi. Önce Kostarika’ya gitmiÅŸ ama orası pahalı gelince buraya geçmiÅŸ. Biraz Obamanın politikalarını tartışıyoruz. Erkenden yatıyorum
Sabah 5 de uyanıyorum. Yakında park gibi bir yer var. İnanılmaz çeşitli kuş sesleri var. Balkona çıkıp dinliyorum.
1 OCAK 2014
HOÅž GELDİN YENİ YIL!!! Pek emin deÄŸilim ama umarım hoÅŸ gelmiÅŸ ve hoÅŸ ÅŸeyler getirmiÅŸtir. Kahvaltıdan sonra Meriç’i havaalanına bırakıyorum ve San Jose’deki yeni öğrendiÄŸim Emir isimli bir türkün ALDEA isimli hosteline gidiyorum. Neden daha önce keÅŸfedememiÅŸim üzülüyorum. Çok güzel bir mekan. Emir'i bulamıyorum.
Bu gece San Jose de kalıp otobüs durumuna göre karar vermeyi planlıyorum. Otobüs bulursam Granada’ya gidip bir hafta İspanyolca dersi almak istiyorum. Bulamazsam kuzeye Monteverde ÅŸehrine gitmeyi düşünüyorum. Mondeverde esas olarak doÄŸası ile meÅŸhur ama benim ilgimi çeken baÅŸka. Burayı Kore savaşına gitmeyi ret ettikleri için cezalandırılan Amerikalı Quakerlar kurmuÅŸlar ve bölgedeki doÄŸayı korumuÅŸlar. Åžimdi binlerce turist oraya doÄŸa için gidiyor.
Granada katedral meydanı
Öğlen kalkan üstelik de daha pahalı ve şık bir otobüste yer buluyorum. Gece varacağım ama artık Granadayı bildiğim için bir problem yok. Otobüste yemek,şekerli kahve gibi ikramlar var ve üstelik çok tenha ve benim yanımda da kimse yok.
Ancak sınırda yine problem çıkıyor. Benim pasaportun son kullanım tarihi 27 haziran 2014. Sınırdan geçiş işlemini yapan otobüs şirketi yetkilileri sen geçemezsin diyerek beni sınıra kadar getirmeyi ret ediyorlar. Oradan nereye gideceksin diye soruyorlar Guatemala deyince yoo katiyen oraya da gidemezsin diyorlar. Al başına belayı. Bu orta Amerika ülkeleri aynı prosedürü uyguluyor. Nikaragua almıyorsa Kostarika hiç almıyordur. Aldı mı beni bir tasa. Hani havaalanında kalan bir adamın filmi vardı. Benim başıma gelecekler onun yanında hiç. Zira bu sınırlarda kalacak yer bile yok. Denemek istiyorum diye ısrar edince götürüyorlar. Kontrolü yapan adam pasaportumu alıp müdürüne gidiyor. Sanırım akıllı bir müdür bırak geçsin diyor. Zira yoksa başlarına bela olacağım. Otobüs yetkilileri inanamıyorlar. J)
İyi de benim bütün program altüst oluyor böylece.
Akşam merkezde bir hostele yerleşiyorum. Burada festival var. Sokaklar insan ve gürültü dolu.
2 – 8 OCAK 2014
Sabah ilk iÅŸim bizim dış iÅŸleri bakanlığına bir email atıp ne yapabileceÄŸimi sormak oluyor. Benim Türkçe emaili sanırım otomatik tercüme ettikleri için hiçbir ÅŸey anlaşılmaz bir ÅŸekilde Meksika büyükelçiliÄŸine yolluyorlar. Onlar da buraya gel pasaportu yenileyelim diyorlar. Bu pasaportla Guatemala’ya ve ABD’ye girebilir miyim sorularının cevabı yok. Giremezsem buralarda biraz daha oyalanıp geri döneceÄŸim.
Kaldığım ev
Ders alacağım şirketleri daha önce araştırmıştım. Gözüme kestirdiğim birine gidiyorum ve ayrı banyosu ve wi-fi olan bir yer olursa ders alacağımı söylüyorum. Bu dersler sırasında bir aile yanında kalıyorsun ve onlarla pratik yapıyorsun. Çok güzel bir ev ve özel bir oda gösterilince kabul ediyorum..
Evde Mireya anneanne, Deysigabriella 3 yaşında ÅŸirin mi ÅŸirin bir torun, Alijendro oÄŸul ve sabah baÅŸka öğleden sonra baÅŸka hizmetçi. Yemekler de ücretin içinde. Onlar ne yerse ben de onu yiyeceÄŸim. Yani ev yemeÄŸi.:) Kızı Amerika’da hem okuyor hem de çalışıyormuÅŸ. Ev çok güzel. Uzun bir avlunun sonundaki geniÅŸ avluda 2 katlı binanın iki katında da bağımsız daireler var. Önce yukarıyı seçiyorum. Çok aydınlık ama sonra aÅŸağıda TV olduÄŸunu fark edip aÅŸağıya geçiyorum. Evin sokağı çok şık. Sanırım zenginlerin evleri var. Pek çok kiÅŸi evinin ön tarafını dükkan haline getirmiÅŸ hatta bir tanesi eczane açmış. Gece geç vakte kadar açık. Sallanan sandalyesinde eczacı oturuyor. Hem evinde, hem dükkanında. Bir evin önünde berber var,.ÇeÅŸitli dükkanlar , kafeler dolu.
Consulada Caddesi bizim mahalle
Geceleri mahallede bisikletli bir bekçi dolaşıyor. Arada bir düdüğünü çalıyor. Benim çocukluÄŸumda Buca’da gece bekçileri vardı. Bunlar biraz daha geliÅŸmiÅŸ. Motorize bekçi.
Öğleden sonra Aura ile derse başlıyoruz. Aura 30 yaşında finans okumuş ama ders vermeyi tercih etmiş genç bir kadın. Dersler beş gün günde 4 saat olacak. Epey yorucu. Yarından itibaren sabahları gideceğim. Dersi aldığım mekan da çok güzel. Tam katedral karşısında her tarafı açık püfür püfür esen bir mekan.
Dersler güzel gidiyor ama fark ediyorum ki ben artık yaşlanmışım; en bildiğim kelimeleri bile konuşmaya kalkınca hatırıma gelmiyor.Yine de keyif alıyorum.
satıcı kadın
Derslerden çıkınca gidip öğlen yemeÄŸimi yiyorum. Bazen bana özel yemek yapıyorlar. Ve biraz dinleniyorum. Daisy’ye kitaplar alıyorum onu okuyorum. AkÅŸam üstü çıkıp geziyorum. Bazen akÅŸam yemeÄŸinden sonra Kanadalı ÅŸeker oÄŸlanın iÅŸlettiÄŸi lokantaya uÄŸrayıp bir içki içiyorum. Oraya genel olarak yabancılar takılıyor. İlginç tipler oluyor. ÖrneÄŸin iki Amerikalı kadın bir yıllığına burada gönüllü olarak bir yerde ders veriyorlarmış.
Dolaşırken müziğe benzeyen gürültüler duyuyorum ve tabi oraya yönleniyorum. Davul zurnalı bir gürültü .düğün mü var diye soruyorum. Belki davet ederler fotoğraf çekerim. Genç bir adamın doğum günü partisiymiş. Ama nerde adamlarda davet edecek nezaketJ)
Bir gün hocamla dersi yollarda yapmaya karar veriyoruz. O sabah buluÅŸup Masaya’ya gidiyoruz. O bana orada çok güzel yapıldığına inandığı nacatamaldan yedirmek istiyor. HaÅŸlamış mısır ,et,soÄŸan muz yaprağına sarılıp satılıyor. bir de sosis gibi bir ÅŸey var. Bana tattırıyor önce sönra ne olduÄŸunu söylüyor. Domuz kanında piÅŸmiÅŸ pirinç. fena deÄŸil.:)) Auro Masaya’ya yakın bir kasabada yaşıyor. Annesi hem terzilik yapıyor hem de dükkanları varmış. Auro son iki yıldır kiliselerinin muhasebesini tutuyormuÅŸ. Kilisenin aldığı karar göre her iki senede bir görev deÄŸiÅŸikliÄŸi yapılıyormuÅŸ.
Sandanistaları konuÅŸuyoruz. 17 yaşına kadar bütün çocukların her türlü okul masrafı karşılanıyormuÅŸ. Kitaplar, kıyafetler, çantalar. Aklıma yıllar önce Harran’da rastladığım çocuklar geliyor. O sene devlet çocuklara ders kitaplarını parasız vermiÅŸti. Çocuklar ErdoÄŸan bize bu kitapları verdi diye mutlulukla göstermiÅŸlerdi. Ayrıca kadınları koruyan kanunlar çıkarmışlar. Burada garip bir ÅŸekilde pek çok insan boÅŸanmış. Özellikle erkekler çok kadınla yaşıyorlar. Aura’nın babasının da pek çok sevgilisi varmış. Annem niye buna katlanıyor anlamıyorum diyor.
Masaya’dan beyaz kasabalar adıyla geçen ancak içinde beyaz bir ev bile görünmeyen San Juan de Oriente ve Catarina’ya gidiyoruz. San Juan de Orient Kapadokya’daki Avanos gibi Nikaragua’daki en önemli toprak çanak çömlek yapılan bölgesi. Gerçekten çok güzel eserler var.
Oradan Caterina’ya geçiyoruz. Burası da turistik bir yer. En önemli özelliÄŸi tepeden Apollo gölünün görüldüğü bir yer olması. Burada at gezintisi yapmak mümkün. Ben at gezintisinden boyumun ölçüsünü aldığım için hiç kalkışmıyorum. Bir kilise gezerken duvarda bir liste görüyorum. O bölgenin yönetimi bir sene içinde ne yapmış ne kadar parayı nereye harcamış hepsini listeleyip asmış.
Caterina Appolla gölü
Aura’yı yolda bırakıp ben dönüyorum. Bu gezi iyi oluyor. Gramer faslını bırakıp bol bol konuÅŸuyoruz.
Ertesi gün ders çıkışı göl kenarına parka gidiyorum. Pazar olduğu için park kalabalık. Her yerden çok yüksek müzik sesi geliyor. Bir tanesi nispeten iyi geliyor kulağıma. Oturup bir şeyler söylüyorum. Burada nasıl beceriyorlarsa yemekler siparişten en erken yarım saat sonra geliyor. Tamam taze yapıyorlar ama bir kahvaltı için yarım saat beklenmez ki. Burada da yemeğin gelmesini bekliyorum ve fark ediyorum ki burada kareoki var. Önce söyleyen güzeldi fakat sonra kendini bilmez biri çıkıp avaz avaz bağırmaya başlamaz mı? Benim yemeği paket yapın dedim ama ne çare yine de epey bir beklemek zorunda kaldım. Yemek paketimi kapıp nispeten daha az müzik olan göl kıyısındaki bir bankta yedim.
İsa ve Meryem Ana
Her müzik kötü de olsa bir anlamı oluyor. Bazılarından kaçacaksın ama bazılarına da bakmayı ihmal etmeyeceksin. Yine bir müzik takip edince kilisedeki bir olaya ÅŸahit oluyorum. Çocuklar romanlar gibi giyinmiÅŸler. Davul zurna kiliseye geliyorlar. Tam ne olduÄŸunu anlayamıyorum. Sonunda İsa’nın doÄŸumuna gelen kralları temsil ediyorlarmış. Burada da çocuklara ÅŸeker vermek için kart dağıtıyorlar. İnsanları kiliseye getirmek için çeÅŸitli törenler düzenliyorlar.
Granada tepeden
Bu kilisenin çan kulesinden muhteşem bir Granada görüntüsü var. Oradan evlerin nasıl avlular etrafında yapıldığını görebiliyorsun.
Dün yukarıdaki odaya Amerikalı bir kadın öğrenci geldi. Emlak işi yapıyormuş. Liseden beri İspanyolca öğreniyormuş. Kitap okuyabiliyormuş ama konuşamıyormuş. Daha merhaba derken İspanyolca konuşalım dedi ben de tamam dedim. Akşam yemekte uzun uzun konuştuk. Arada bir Ajendoro İngilizce bir şey söylüyor ,kadın da bana İspanyolca anlatıyor. Olur a pratik yapıyoruz. Gecenin sonuna doğru anlaşılıyor ki benim İngilizce bilmediği sanıyor ve çocuğa kızıyormuş.
kaldığım aile
Kostarika’da gördüğüm Amerikalı bir kadın sandanistalar var katiyen Nikaragua’ya gitmem diyordu bu tam tersine onlara ait romanları okuyor.
Nikaraguanın Karayipler kıyısındaki özerk bölgesi olan Bluefields’e gitmek üzere uçak biletimi alıyorum. Henüz pasaport iÅŸim çözülmüş deÄŸil. Herkes Guatemala’ya girebilirsin diyor. Bakalım hayat ne gösterecek. Bu kadar heyecan bana biraz fazla geliyor. Fark ediyorum ki belirsizlik beni strese sokuyor.
Son akÅŸam biraz sokaklara takılıyorum. Leroy’un lokantasına gelen insanlarla sohbet ediyorum. Ev yakın ama gece 10 olduÄŸu için taksiye biniyorum. Eve gelince taksi ben kapıyı açıncaya kadar bekliyor. Bu nezaket çok hoÅŸuma gidiyor.
BLUEFİELDS
9 OCAK 2014
havadan Corn İsland
Bluefields uçak listesinde benim adım yok. Yetti diyorum. İkinci uçaÄŸa bindiriyorlar. O uçak daha ilerideki corn island adasına gidiyormuÅŸ. Oraya varınca anlıyorum. Orası Karayiplerin turistik deniz bölgesi. Benim niyetim buradaki eski kültürden toplumları görmek. Uçak 12 kiÅŸilik minübüs gibi bir ÅŸey. 1.5 saatlik çok keyifli bir seyahat oluyor. Uçaktakilerin uyumasını ÅŸaÅŸarak seyrediyorum. Benden baÅŸka herkes uraya geliyormuÅŸ. GelmiÅŸken bir gece kalayım bari diyorum ama ekstra para isteyince vaz geçiyorum. Vaktimi Guatemalaya ayırayım diyorum. Tabi girebilirsem. Ama bu arada göllerin, nehirlerin, daÄŸların üzerinden inanılmaz keyifli bir uçak gezisi yapıyorum. Pilotlardan birisi 23 yaşında bir kadın. Hakkında bugün gazetede haber çıkmış. 3000 saat uçan ilk Nikaragua’lı kadın pilotmuÅŸ. Hakancım bizde kadın pilot var mı?
Bluefields özerk bir bölge. Pek çok etnik grup bu civarda yaşıyor. Gece hayatı da çok canlıymış ama ben yalnız başıma pek cesaret edemiyorum. Daha gündüzken insanlar bana dikkat et diyorlar. Yemek yemek için bir yer tarif ediyorlar. Batakhane gibi yer. LoÅŸ.erken olduÄŸu için tenha. Genç bir kadın geliyor .gidip kıyafetini deÄŸiÅŸtiriyor, mini etek giyiyor. duvardaki yazıda’ burada yaptığını gördüğünü, duyduÄŸunu baÅŸka bir yede söyleyeceksen gelme’ yazıyor. Apar topar yemeÄŸimi yiyip çıkıyorum. Gitmem gereken lokanta biraz ilerideymiÅŸ. Nehir kıyısında çok keyifli şık bir lokanta . menüde yazan bir kadeh kırmızı ÅŸarabı bulamıyorlar. Bir saat sonra bir kadeh beyaz ÅŸarap geliyor.:))
10- 14 Ocak 2014
tekneden
Sabah havaalanına gidip dönüş biletimi alıyorum. Müzik aletleri ve bir kalabalık. MeÄŸer Nikaragua’yı dünya güzellik yarışmasında temsil eden kadın buralıymış. Onu karşılamaya gelmiÅŸler. Biraz fotoÄŸraf çekerim diye bekliyorum. Ama gelmiyor. Sabah dokuzdaki tekneye yetiÅŸip Laguna Perla yani İnci Laguna gideceÄŸim. Maalesef ne kraliçeyi çekebiliyorum, ne de tekneye yetiÅŸebiliyorum. Ben gidinceye kadar dolmuÅŸ. Tekne dediÄŸin kayığın biraz büyüğü. 20 kiÅŸi kadar alıyor.
İkinci tekne 11 de. Biraz dolanıp geliyorum. Tekneye doluşuyoruz. Yolda yağmur yağmaya başlayınca hemen bir naylon çıkıyor onu başımızın üzerinde tutuyoruz. Yağmur 10 dakika gibi yağıp geçiyor.
Burası dünyanın değişik bölgelerinden gelip buraya yerleşen geleneklerini koruyan yerli halkların yaşadıkları bir bölge. Lagun Perla da bu bölgenin merkezi. Bambu çatılı küçük evler, Jaimaika kökenli uzun boylu,ince, esmer insanlar.
Bölgede yaÅŸayan halklar Miskitu’lar Garifuna’lar ve Creole’ler. Bu bölgelere ancak teknelerle gidilebiliyor. Bu halklar İspanyolların iÅŸgal edemediÄŸi Orta Amerikanın Karayipler bölgesinde yaşıyorlar. Eski geleneklerinin Åžamanizm,çok eÅŸlilik gibi büyük bir kısmını koruyorlar. Batan köle gemilerinden kurtulanlar, kölelikten kaçanlar da bu bölgeye geliyorlar. İngiltere ve Fransa’yla iÅŸbirliÄŸi yapıyorlar. Garip bir İngilizce konuÅŸuyorlar.
İç savaÅŸ sırasında iç tarafta yaÅŸayanlar Sandanistaları destekliyor. Kıyılardaki bazı köyler ise kontraları. İngilizler Miskitu’ların liderine kral ünvanı veriyorlar. Åžu anda özerk bölge gibi. Zaten kontrol etmek çok zor. Perla Lagunun etrafında küçük küçük yerleÅŸim yerlerinde oturuyorlar. Balıkçılık yapıyorlar. YaÅŸadıkları yerde her türlü mevva ve sebze yetiÅŸiyor. Kendi dillerini konuÅŸuyorlar. En ufak yerleÅŸim yerinde dahi ilkokul var. İspanyolca, İngilizce orda öğretiliyor.
kurutulan balıklar
Bugün midem çok kötü. Neden anlamadım. Sabahtan itibaren ne yersem çıkarmaya baÅŸladım. Teknede tanıştığım Amerikalı Oscar’la kalacak yer alıyoruz. Nehir kıyısında bir otelde yer buluyoruz. Oscar gemilerde aşçılık yapmış, dünya siyasetini inanılmaz bir ÅŸekilde takip ediyor, Türkiye’de olan bitenden haberi’’ var hayatımda bir kere oy verdim o da Obama’ydı ama o da Bush’un yolunda. Amerika polis devleti olma yolunda gidiyor’’ diyor. Buralarda yerleÅŸecek yer arıyormuÅŸ. Ben bütün gün uyuyorum. Odam çok sıcak.
Sabah kalkıp baÅŸka bir yere geçiyorum. Burası çok keyifli. Nehrin üzerinde bambudan iki odanın birini alıyorum. Kapıları açtım mı püfür püfür esiyor. Buranın en güzel yerlerinde biri Queen Lobster. Sahibi Nuria çok güzel bir kadın. Kocası Pedro İspanyol , rehberlik yapıyor. Dünyayı gezmiÅŸ. Türkiye’ye de gelmiÅŸ. Nuria'ya aşık olmuÅŸ urada yaşıyor.
Gündüz biraz çıkıp dolaşıyorum. Burada her yerleşim yerinde basebal sahaları var. Köyler, şehirler arasında çekişmeli maçlar oluyor. Bugün de Pazar olduğu için maç var. Aynı yerde kaldığımız çiftle maçı seyretmeye gidiyoruz. Bizim takım yeniliyor.:))
Otele geldiğimde bir de ne göreyim. Nikaragua güzellikle kraliçesi ekibiyle birlikte gelmiş bizim lokantada yemek yiyor. Saffetcim haklısın gerçekten pek şanslıyım galiba.
Nikaragua güzellik kraliçesi
Burada görülecek iki önemli yer var. Birisi çevredeki yerli yerleÅŸimleri diÄŸeri tipik Karayip adaları olan Cays adaları. İkisine gitmek için de grup bulmam lazım. Bugün köylere giden bir gruba katılıyorum. Zaten Karayip adalarını Panama’da gördüm. Oraya gitmesem de pek dert etmeyeceÄŸim. Belki yarın oraya bir grup bulunabilir. Civardaki deÄŸiÅŸik kökenli köylerden dört tanesini geziyoruz. Bizi gezdiren George doÄŸru dürüst bir ÅŸey anlatmıyor. İlk köyde- Kahkabila, Miskitu köyü- genç bir çocuk bizi gezdirip aÄŸaçları ve köyü tanıtıyor.
İkincisi Brownbank -Creore köyü- oradaki klinikteki hemşire bana ilaç veriyor. Bir adam da gelip sabah erken etrafta dolaşan yabani hayvanları anlatıyor ve taşıma için yaptırdığı tekneyi bize gösteriyor.
Daha sonra vardığımız yerde büyük bir ev var. Burası özel mülk Table point. Joseph Scott isimli bir adam Amerikada Generel Electric firmasından emekli olup gelmiş ve buradan büyük bir arazi almış. Karısı ve 5 çocuğu Amerikadalar. Burada yaptığı bu evi turistler için kullanmayı planlıyor. 4 yıldır uğraşıyormuş. Bize heyecanla planlarını , neler yaptığını nelerin eksik olduğunu anlatıyor. Hemşire olan eşi de orada. Bize hindistan cevizi ikram ediyorlar. Özellikle benim mideme iyi geleceğini söyleyerek bana iki tane veriyor. Gerçekten sanırım faydası oluyor.
www.tablepoint.us sitesinden izleyebilirsiniz.
Orada sarı kuyruklu kuşlar var. Uçarlarken seyretmesi çok keyifli. Bunlar aynı ağaca yuva yapıyorlar ve dört beş sene içinde ağacın ölmesine sebep olup başka bir ağaca geçiyorlar. Mr Scott bize heyecanla oradaki hayvanları bitkileri anlatıyor. Çok romantik bir adam.
Oradan bu bölgenin en büyük yerleşim yeri olan Orinoco-Garifuna köyü- gidiyoruz. Bir hostelin lokantasında yemek yiyoruz. ben lapa ile idare ediyorum. Bu köyün evleri biraz sıkış tepiş çünkü arkası bataklıkmış. Köylüler tek taraf olan nehir tarafını savununca kontralar buraya girememişler.
18 torunlu kadın
Son gittiğimiz köy çok küçük. La Fe -Garifuna köyü-200 kişi yaşıyor. 35 kadar ev var. Tanıştığımız şeker bir kadın 55 yaşında olmasına rağmen 8 çocuk ve 18 torunu olduğunu söylüyor. Köylerde 17, 18 çocuğu olan epey insan var. 5 sene öncesine kadar köylerde elektrik yokmuş. Televizyon da olmadığı için çocuk yapıyorduk diye anlatıyor tanıştığımız biri.Çocuklar, inekler ve domuzlar meydanda hep beraberler.
çocuklar,inekler ve domuzlar
Bir de yılbaşında Norveç’e giden bir kadın orada günde 3 saat ışık olduÄŸunu kendisinin de devamlı uyumak istediÄŸini anlatıyor. Ve tabi çok üşüdüğünüJ).
naylon yelkenli tekne
Akşam sebze, balık ve istakoz haşlamalı bir çorba söylüyorum. Çok mutluyum. İyileştim galiba..
Bugün bir grup ayarlanamadığı için otelin kafesinde keyif yapıyorum. Ve ihmal ettiğim blogumu yazıyorum.
Bir çift balık tutmaya çıkıp istiridye ve balıkla döndüler. Buradaki aşçıyla birlikte yemek hazırladılar ve beni de davet ettiler. ülkeleri dolaşan gençler ya da orta yaşlılar. Bu kadar erken böyle bir şeye karar verip uygulamaları insanı imrendiriyor.
Burada tanıştığım herkes sırt çantasını alıp yollara düşüyor.
Yolda Nuria’ya rastlıyorum. Beni evine davet ediyor. Annesi bahçeye sebze ekiyor. Sohbet ediyoruz. Hayatını Pedro’yla tanışmalarını, çocuklarının olmadığını anlatıyor. Türkiye’deki kadınların durumunu soruyor. Çok akıllı ve güzel bir kadın.
çok güzel bir dolunay var. nehir kenarında oturup izliyorum.
Yarın tekneyle Bluefields, oradan uçakla Managua’ya gidiyorum. Öbür gün de umuyorum Guatemaladayım..